YDS KELİMELERİ

Reklam Alanı 4

YDS’DE EN ÇOK ÇIKAN 1000 KELİME

  1. abandon = (1) (birini) terk etmek (= leave) (2) bir şeyden vazgeçmek (= give up)

  2. abbreviate = (1) kısaltmak, özetlemek (2) (matematikte) sadeleştirmek

  3. abolish = (toplumdaki tabuları) yıkmak, sona erdirmek (= do away with)

  4. absorb = içine çekmek, emmek

  5. abstain from = (alkol, ilaç vb) — den sakınmak/ uzak durmak (=avoid from) !

  6. abundance = bolluk, bereket

  7. abundant = bol, bereketli

  8. accelerate = hızlandırmak, ivme kazandırmak *** accelerator = gaz pedalı

  9. accept = kabul etmek, razı olmak

  10. access = erişmek, ulaşmak

  11. accessible to = ulaşılabilir, erişilebilir

  12. accommodate = (misafir, konuk vb) ağırlamak (= put up)

  13. accompany = (1) eşlik etmek, arkadaşlık etmek (= escort) (2) beraber bulunmak

ya da bir arada gözükmek (* Pain and fever accompany inflammatory diseases)

  1. accomplish = başarmak (= achieve)

  2. accumulate = (1) birikmek, çoğaltmak (2) biriktirmek, yığmak

  3. accuracy = doğruluk, kesinlik

  4. accurate = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precise, correct)

  5. accurately = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precisely, correctly)

  6. accuse (of) = birini bir şeyle suçlamak, itham etmek

  7. achieve = başarmak, yerine getirmek

  8. acknowledge as = (1) kabul etmek, — olarak tanımak (2) (mektup, mesaj vb)

aldığını gönderen kişiye bildirmek

  1. acquainted with = aşina olmak, haberdar olmak (= familiar with)

  2. acquire = (dil, miras, huy vb) edinmek, kazanmak (= obtain, attain) (*She

acquired a huge fortune.) (* I acquired Turkish but I learned English in school.)

  1. acquisition = edinim

  2. activity = faaliyet, aktivite *** activist = bir fikrin aktif destekçisi (=supporter)

  3. adapt = bir şeye uyarlamak, uydurmak ( = adjust)

  4. addict = bağımlı, tiryaki *** drug addict = eroin bağımlısı

  5. addiction to = bağımlılık, tiryakilik

  6. addition = ilave, ek

  7. additionally = ayrıca, bunun yanı sıra, buna ilaveten (= furthermore,moreover)

  8. adequately = yeterli bir şekilde (= sufficiently)

  9. adjust = (1) uyarlamak (= adapt) (2) alışmak (= get used to)

  10. adjustment = düzeltme,intibak, uyma

  11. administer = (1) idare etmek, yönetmek (2) (damardan ilaç vb) vermek, sağlamak

  12. admire = hayran olmak

  13. admit = kabullenmek, itiraf etmek

  14. adopt = (1) evlat edinmek (= take up) (2) (önlem, tedbir vb) almak (adopt

measure) (3) (başkasına ait bir şeyi) benimsemek (dil, din vb)

  1. adore = çok sevmek, tapmak

  2. adverse = zıt, kötü

  3. advocate = (1) savunmak (= defend) (2) desteklemek (= support)

  4. affect = etkilemek (= influence)

  5. aggravate = gittikçe kötüye gitmek, fenalaşmak (= deteriorate, worsen)

  6. aggressive = saldırgan

  7. aid = yardım etmek (= help)

  8. alien (to) = yabancı

  9. alongside = yanında, bitişiğinde (beside, next to)

  10. alter = değiştirmek (= change)

  11. alteration = değişiklik

  12. amazing = şaşırtıcı, hayran bırakıcı (= astonishing)

  13. amend = değişiklik yapmak (kanunda düzenleme yapmak anlamındaki gibi)

  14. amendment = değişiklik, (kanun vb) üzerinde değişiklik yapmak (= alteration)

  15. amusing = eğlenceli, zevkli

  16. announce = anons etmek, ilan etmek (= give out, declare)

  17. anticipate = ummak, beklemek

  18. apologize = özür dilemek (apologize to someone for something)

  19. appalling = korkunç (= dreadful, horrendous)

  20. appointment = (1) atama, tayin (2) randevu (= rendezvous)

  21. appreciate = (1) takdir etmek, değerini bilmek (2) anlamak, farkına varmak

  22. approach = (1) (zaman/ mesafe bakımından birine/bir şeye) yaklaşmak (* Do not

approach with fire! (2) (bankaya/yüksek bir mevkiye vb) müracaatta bulunmak, ricada

bulunmak (* She approached the bank for a loan)

  1. appropriately = uygun olarak (= suitably)

  2. approve of = onaylamak, uygun bulmak, tasvip etmek

  3. arrange = düzenlemek, ayarlamak (toplantı, randevu vb)

  4. artefact = insan eliyle yapılmış (sanat)

  5. ascend = yukarı çıkmak, yükselmek, tırmanmak (= go up / climb up)

  6. ask for = ricada bulunmak, bir şey istemek

  7. aspire = şiddetle arzu etmek, çok istemek (* I’ve always aspired to be a singer)

  8. assemble = (1) bir araya getirmek, toplamak (= gather) (2) monte etmek (= put

up)

  1. assess = değerlendirmek (= evaluate)

  2. assign = atamak, tayin etmek, görevlendirmek (= appoint)

  3. assist somebody in something = birine bir konuda yardım etmek

  4. associate = (zihninde insanlar/eşyalar arasında) çağrışım yapmak, çağrıştırmak *

I always associate the smell of baking with my childhood.) (2) (kötü yolda olan veya

kötü alışkanlıkları olan insanlarla) arkadaşlık yapmak, düşüp kalkmak (* Don’t

associate with those glue-sniffers.)

  1. assume = (1) elinde delil olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek veya

kabul etmek, farz etmek (= conclude) (2) (sorumluluk/vebal vb) üstlenmek, üzerine

almak (= take on) (* I temporarily assumed the responsibility for her)

  1. assure = birine teminat vermek, emin kılmak, garanti vermek

  2. astonishment = şaşırtmak, şaşırmak (= amazement, bewilderment)

  3. attach = iliştirmek, eklemek (= enclose)

  4. attack = saldırmak, saldırı

  5. attain = elde etmek, erişmek (= gain, obtain)

  6. attainment = ulaşmak, erişmek

  7. attend = iştirak etmek, katılmak

  8. attribute = (bir sebebe/nedene) dayandırmak (= base on/upon)

  9. auditorium = dinlenme/izleme salonu, seyircilerin oturduğu bölüm

  10. available = mevcut, var olan

  11. avert = (1) olmasını önlemek (2) başka yöne çevirmek (trafik akışını vb)

  12. avoidable = kaçınılabilir, engellenebilir

  13. award = ödül

  14. backward = geri kalmış, geriye doğru

  15. badly in need of = bir şeye/birine çok muhtaç olmak

  16. barely = (1) hemen hemen hiç, neredeyse hiç (2) güçlükle (= hardly, scarcely)

  17. bargain = (1) pazarlık, anlaşma (2) pazarlık etmek (3) kelepir, ucuz eşya

  18. barren = kurak, verimsiz (= infertile, arid)

  19. basic = temel (= essential, fundamental)

  20. bazaar = pazar, alışveriş yeri

  21. behave = davranmak

  22. believe = inanmak

  23. belongings = birinin kişisel eşyaları (= possessions)

  24. beloved = sevgili, hazret

  25. bitingly satirical = aşırı alaycı, insafsızca eleştirme

  26. bizarre = tuhaf, acayip (= strange, weird)

  27. blanket = battaniye

  28. blaze = (1) ateş, alev, yangın (2) parlamak

  29. bolt = fırlayıp kaçmak, tabanları yağlamak

  30. branch = dal, branş

  31. break off = (nişan, nikah vb) bozmak, ayrılmak

  32. breed = (1) (hayvan için) doğurmak, yavrulamak (2) hayvan yetiştirmek

  33. bribery = rüşvet *** offer bribes = rüşvet teklif etmek

  34. bride = gelin

  35. brief = kısa, öz *** in brief = kısaca, öz olarak

  36. bring up = (1) çocuk büyütmek (2) kusmak (3) ortaya (konu vb) atmak

  37. broadcast = (radyo, televizyon, hava durumu için) yayın

  38. Broadly speaking = Genel konuşmak gerekirse (= generally, mostly)

  39. broil = ızgara yapmak, kavurmak

  40. bullfight = boğa güreşi

  41. bully = (1) kabadayı, zorba (2) kabadayılık yapmak, zorbalık yapmak

  42. burial = gömü, gömme

  43. burn = (1) yakmak (2) yanmak

  44. button = düğme

  45. calculator = hesap makinesi

  46. call for = talep etmek, istemek (= demand)

  47. calm = sakin

  48. can’t take one’s eyes off = gözlerini birinden veya bir şeyden alamamak

  49. cancel = iptal etmek (= call off)

  50. captivating = büyüleyici (= enchanting, fascinating)

  51. captive = tutsak, esir

  52. captivity = tutsaklık, esaret

  53. capture = yakalamak, ele geçirmek, tutsak etmek (= apprehend)

  54. careless = dikkatsiz

  55. carry out = (çalışma, deney, anket vb) yürütmek, icra etmek (= fulfil, conduct)

  56. carve = (1) (tahta vb) oymak (2) (et vb) kesmek

  57. casually = günlük, sıradan, havadan sudan

  58. caution = uyarı, dikkat

  59. cease = sona erdirmek, durdurmak ( cease-fire= ateşkes)

  60. ceaseless = aralıksız, durmadan (= non-stop)

  61. celebration = kutlama

  62. celebrity = ünlü

  63. census = nüfus sayımı

  64. ceremony = tören

  65. charge (with) = — ile yargılamak (mahkemede) (= try)

  66. circulate = dolaşmak, dolaştırmak, deveran etmek (vücuttaki kan vb)

  67. circulation = (1) dolaşım (2) gazete tirajı, günlük satış oranı

  68. cite = örneklemek, adından bahsetmek, değinmek (= refer to, mention)

  69. citizen = vatandaş *** Citizenship = Vatandaşlık

  70. clarify = açıklamak (= explain)

  71. claw = pençe, hayvan pençesindeki kıvrık tırnak

  72. clearance = (1) mağazayı boşaltma, malları elden çıkarma, tasfiye (2) izin, yeşil

ışık

  1. close = (sıfat) yakın

  2. closed = kapalı

  3. closure = (1) kapanış (2) iflas

  4. coincide with = aynı zamana denk gelmek/tesadüf etmek (= fall on the same

date)

  1. collapse = (1) (bina vb için) çökmek (2) bayılmak

  2. collapsible = katlanabilir (kanepe vb)

  3. collar = (1) yaka (2) tasma

  4. colleague = iş arkadaşı

  5. collide with = çarpışmak (= crash into)

  6. commence = başlamak (= start) *** commencement speech = açılış konuşması

  7. comment on = yorum yapmak (= interpret)

  8. commercial = ticari

  9. commit = (1) (intihara vb) kalkışmak, yeltenmek (2) (suç, cürüm) işelemek (3)

(kendini işine, ailesine vb) adamak (= devote)

  1. commit = kalkışmak, yeltenmek *** commit suicide = intihar etmek

  2. common = (1) ortak (2) sıradan, yaygın *** in common with = — ile ortak nokta

  3. commonplace = yaygın, sıradan (= ordinary, usual)

  4. commuter = ev ile iş arasında mekik dokuyan/gidip gelen

  5. companion = dost, arkadaş

  6. company = (1) arkadaşlık, dostluk (2) şirket

  7. compel = zorlamak, mecbur bırakmak (= force, oblige)

  8. compensation for = (1) tazminat ödemek (2) telafi etmek

  9. compete = rekabet etmek, yarışmak ***competition = müsbaka, yarış

  10. compete against = başkasıyla yarışmak, rekabet etmek

  11. compete with = başkasıyla aynı yerden beslenmek/geçim sağlamak (kangurular

koyunların otlaklarından otlanan rakip hayvanlar olması gibi)

  1. competition = (1) rekabet (2) müsabaka, yarış

  2. compile = derlemek, bir araya getirmek (bilgi, delil vb)

  3. complain to somebody about something = şikayet etmek

  4. completely = tamamen, bütünüyle (= entirely)

  5. comply (with) = — e uymak,— e itaat etmek (= abide by)

  6. compose = oluşturmak, meydana getirmek *** be composed of = — den

oluşmak

  1. compound = bir sürü binanın bulunduğu etrafı çevrili mekan

  2. comprise = içermek (= include)

  3. compute = hesap yapmak, bir notu bilgisayara girmek(= calculate )

  4. conceal = gizlemek, saklamak (= hide)

  5. conceive as = (1) — olarak algılamak/düşünmek (2) conceive of = bir şeyi ilk

kendisi akıl etmek (= senaryonun konusu vb) (3) gebe kalmak

  1. conclude = sonuç çıkarmak (= assume)

  2. conclusion = sonuç, netice, yargı

  3. condition = durum, hal / koşul,şart

  4. conditionally = şartlı olarak, belli şartlara bağlı

  5. conduct = (1) (deney, anket vb) idare etmek, yürütmek (= carry out) (2) (isim

hali) davranış (= behaviour)

  1. conduct = (1) (deney,çalışma vb) yürütmek,icra etmek (2) davranış (=

behaviour)

  1. confess = itiraf etmek (= speak out)

  2. confident (of) = emin

  3. confine to = (1) sınırlamak, bir yere mahkum etmek (2) hapse atmak (=

imprison)

  1. confirm = (1) onaylamak, doğrulamak (= verify) (2) (bir iddiayı, davayı vb)

güçlendirmek, pekiştirmek (= strengthen)

  1. conflict = (1) çatışma, savaş (2) anlaşamama, tartışma

  2. conflict with = çatışmak, çarpışmak, savaşmak

  3. conform to = uymak, uyuşmak (= obey the rules)

  4. confront = (1) karşılaşmak, yüz yüze gelmek (2) confront about = yüzleştirmek

  5. confuse = karıştırmak, şaşırmak

  6. conquer = (1) fethetmek (2) yenmek, galip gelmek

  7. consent = (1) razı olmak (2) izin,rıza (= permission)

  8. consent to = razı olmak

  9. consequence = sonuç, netice (= result)

  10. conserve = korumak, muhafaza etmek

  11. considerable = büyük ölçüde, önemli miktarda, azımsanamaz X

negligible(=neglicıbıl)

  1. considerably = önemli ölçüde, oldukça

  2. considerately = düşünceli/nazik bir şekilde

  3. consideration = göz önünde bulundurma/düşünme

  4. consist of = ibaret olmak, meydana gelmek

  5. conspire against = birine komplo kurmak (= plot against)

  6. constantly = 1-sürekli 2- aralıksız

  7. constantly = sürekli

  8. constitute = oluşturmak, meydana getirmek (= make up)

  9. constrain = zorlamak (= restrain, force)

  10. construct =inşa etmek, yapmak (= build)

  11. consult = danışmak (= check with)

  12. consume = tüketmek (= use up)

  13. contact with = birisi ile kontak/temas kurmak, irtibata geçmek

  14. contemporary = çağdaş, aynı çağda yaşayan

  15. content with = — den memnun

  16. contest = yarışma, müsabaka *** beauty contest = güzellik yarışması

  17. continent = kıta

  18. contract = (1) sözleşme yapmak (2) küçülmek, büzülmek (= shrink) (3) hastalık

kapmak

  1. contradict = çelişmek

  2. contradictory = çelişkili, tutarsız, kendini yalancı çıkaran (= inconsistent)

  3. contribute to = katkıda bulunmak

  4. controversial = tartışmalı, fikir ayrılığına sebep olan (= disputable, debatable)

  5. controversy = anlaşmazlık, fikir ayrılığı

  6. conventional = geleneksel, alışılagelen

  7. converse = (1) karşıt, zıt (2) konuşmak

  8. convert into = dönüştürmek (= change)

  9. convict = mahkum, tutuklu

  10. convince = ikna etmek

  11. correctly = doğru bir şekilde, düzgünce (= accurately, precisely)

  12. correspond to = bir şeyle uymak, uygun düşmek, tekabül etmek (= agree,

match)

  1. correspond with = birisi ile yazışmak

  2. counterpart = karşılığı, dengi (“Sultan” kelimesinin counterpart’ı “Kral” dır)

  3. couple = çift

  4. course = (1) gidişat, ilerleme (zaman/mekan içinde) *** in the course of = —nın

esnasında (2) (nehir için) akış yönü (3) öğrenim, kurs

  1. cramped = hijyenik olmayan

  2. crash = (1) kaza, şiddetli ses, iflas (2) yere düşme , çarpma

  3. crawl = emeklemek

  4. create = yaratmak

  5. credibly = inanılır bir şekilde (= believably)

  6. criminal = ciddi bir suç/cürüm işlemiş,suçlu

  7. crippled = felçli, kötürüm (= paralysed) (2) engellenmiş, gerilemiş (ekonomi vb)

  8. crocodile = timsah (= alligator)

  9. cross out = üstünü çizmek, silmek (= delete)

  10. crumble = ufalanmak, parçalanmak (= disintegrate, fall apart)

  11. cultivate = tarım yapmak, tarlayı vb sürüp ekmek

  12. curator = sanat galerisi/müze/kütüphane görevlisi

  13. currency = döviz

  14. curve = eğim, eğmek

  15. custom = gelenek, görenek *** customs = gümrük

  16. customary = geleneksel (= traditional

  17. debate = tartışmak

  18. debt = borç

  19. deceit = kandırmak *** deceitful = hilekar, hileci

  20. deceive = kandırmak, kafaya almak (= take in)

  21. decipher = şifresini çözmek

  22. decipher = şifresini çözmek, anlamını meydana çıkarmak

  23. declare = ilan etmek, beyan etmek

  24. decline = (1) azalmak, gerilemek (2) kibarca reddetmek (= turn down)

  25. dedicate = kendini adamak (= devote to, commit oneself to)

  26. dedicate to = kendini adamak (= devote to)

  27. deduce = sonuç çıkarmak (= conclude, assume)

  28. deduction = tümevarım, sonuç (= conclusion)

  29. deepen = derinleştirmek, derinleşmek

  30. defeat = yenmek, bozguna uğratmak (= beat)

  31. defect = bozukluk, kusur, hata, sakatlık *** speech defect = konuşma özrü

  32. defend = savunmak

  33. define = tanımlamak

  34. degeneration = yozlaşma, aslını kaybetme

  35. delay = geciktirmek

  36. delightful = zevkli, hoş

  37. deliver = (1) siparişi teslim dağıtmak/teslim etmek (= distribute) (2)doğurmak

vermek (3) deliver speech = konuşma yapmak

  1. demand = (1) talep, istek (2) talep etmek, istemek ***in demand = revaçta

  2. demobilize = askerden terhis etmek

  3. demolish = yıkmak, parçalamak (= do away with)

  4. demonstrate = (1) uygulamalı bir şekilde göstermek (= show) (2) gösteriyapmak,

protesto düzenlemek

  1. deny = (1) inkar etmek (2) yapmasını yasaklamak (deny somebody to do

something)

  1. depress = (1) üzmek (= sadden, upset) (2) bastırmak (= press down)

  2. derive from = çıkarmak, gelmek

  3. descend = inmek, azalmak

  4. desert = çöl

  5. deserve = hak etmek

  6. design = plan çizmek, tasarlamak

  7. design = tasarlamak, dizayn etmek

  8. desire = (1) istek, arzu (2) istemek, arzu etmek (= wish)

  9. desolate = mutsuz, kederli (= depressed) (2) terkedilmiş (= deserted)

  10. dessert = tatlı

  11. destination = hedef, varılacak yer

  12. destiny = kader, kısmet

  13. destroy = yıkmak, yok etmek (= damage, ruin)

  14. detain = alıkoymak, göz altında tutmak (= take into custody)

  15. detect = meydana çıkarmak, işin aslını ortaya çıkarmak (= discover, notice)

  16. detection = teşhis etmek, belirlemek

  17. deter (someone) from = caydırmak, engel olmak (= discourage)

  18. deteriorate = kötüleşmek, kötüye gitmek (= aggravate, worsen)

  19. determination = (1) azim, kararlılık (= ambition) (2) inat (= stubbornness,

obstinacy)

  1. devastate = yıkmak, tahrip etmek (= destroy)

  2. develop = (1) geliş(tir)mek, genişle(t)mek, ortaya atmak (teori, fakir vb) (2) (foto)

film banyo ettirmek (3) (vücudun ürettiği bir hastalığa) yakalanmak “develop cancer”

  1. deviate = sapmak, yönünü değiştirmek (= diverge, stray)

  2. devote = adamak

  3. diagnose as = teşhis etmek

  4. differentiate = ayırmak (= distinguish)

  5. diminish = azalmak (= decline)

  6. direct = (1) yönetmek (2) (turiste vb) yol göstermek (guide)

  7. disappearance = ortadan/gözden kaybolmak (= vanish)

  8. disclose = açığa çıkarmak, gün ışığına çıkarmak (= reveal, display)

  9. discover = keşfetmek

  10. discriminate (against) = (ırk, yaş, cinsiyet vb) ayrımcılık yapmak

  11. discriminate against = ayrımcılık yapmak

  12. discuss about = tartışmak (= argue)

  13. disease = hastalık, maraz (= illness, ailment)

  14. dismiss = kovmak (işten), kafasından çıkarmak

  15. dismissal = kovma, başından savma

  16. dispatch = göndermek, yollamak (= send, submit)

  17. display = göstermek, sergi *** on display = sergide

  18. displeased = hoşnut kalmamış, memnun olmayan (= discontented, unsatisfied)

  19. dispose of = başından atmak, — den kurtulmak (= get rid of)

  20. dispute = (1) tartışmak, anlaşamamak (= disagree) (2) anlaşmazlık (=

controversy)

  1. disqualify = diskalifiye etmek, elemek, yetersiz görmek

  2. disseminate = (bilgi, fakir vb) yaymak, dağıtmak

  3. distinct = (1) farklı, ayrı, bağımsız (= different) (2) açık seçik, net (=clear)

  4. distinguish = ayırmak, farkını söylemek (= differentiate)

  5. distort = (1) (olayın aslını) çarpıtmak, farklı bir anlam yüklemek (=misrepresent)

(2) (şeklini/biçimini vb) bozmak, tahrif etmek (= disfigure)

  1. distress = (1) tehlike (2) acı, ıstırap

  2. distribute = dağıtmak (= deliver, hand out)

  3. divert = (trafik yönünü vb) saptırmak, başka yöne çevirmek

  4. dizzy = başı dönen, kendini bayılacak gibi hisseden (= giddy)

  5. docile (dosayl) = uysal, evcil

  6. dominate = egemen/baskın olmak, hakim olmak, idaresi altına almak

  7. donate = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribute)

  8. donation = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribution)

  9. dowry = çeyiz

  10. dramatic = (1) tiyatro ile ilgili (= theatrical) (2) önemli, kayda değer (= drastic) (3)

ani, çok hızlı (fiyatlarda ani ve hızlı artış gibi)

  1. draw = (1) (resim vb) çizmek (2) (perde vb) çekmek, kenara almak (3) (sonuç)

çıkarmak (***draw a conclusion) (4) bir maçın berabere bitmesi

  1. dress code = (bir işyerinde veya okulda) kıyafet genelgesi

  2. drug addict = eroin bağımlısı

  3. drug dealer = eroin ticareti yapan kişi

  4. dustbin = çöp kutusu (= trash can)

  5. earth***** = deprem

  6. edit = bir kitabı basılabilir hale getirmek, editörlük yapmak

  7. edition = (kitap için) basım, baskı, yayın

  8. educate = eğitmek (= train)

  9. effect = etki (= influence, impact) *have an effect on = üzerinde etkisi olmak

  10. elect = seçmek (= vote for)

  11. eliminate = elemek, den kurtulmak (= get rid of) (2) yok etmek, yıkmak (=

destroy)

  1. elimination = (1) ortadan kaldırma, yok etme, bertaraf etme (2) hesaba katmama

  2. embarrass = utandırma (= humiliate)

  3. embrace = (1) kucaklamak (= hug, cuddle) (2) (fikir, din vb) benimsemek

  4. emerge = ortaya çıkmak (= come out)

  5. emphasize = vurgulamak

  6. employ = (1) işe almak (2) (metot, yöntem vb) uygulamak

  7. empty = (1) boşaltmak (2) boş

  8. emulate = taklit etmek,(= imitate, copy)

  9. enable = olanaklı kılmak

  10. enclose = çevresini sarmak

  11. encounter = karşılaşmak ( to face)

  12. encourage = teşvik etmek

  13. endure = dayanmak

  14. enhance = büyülemek

  15. enhancement = yükseltme, artırma, çoğaltma (= improvement, enrichment)

  16. enlarge = büyütmek, genişletmek

  17. enquire = soruşturmak

  18. enslave = köleleştirmek, esir etmek

  19. ensure = birini temin etmek/emin kılmak, birine garanti vermek

  20. entertain = eğlendirmek

  21. entirely = tamamen (= completely)

  22. entrance = giriş

  23. envy = kıskanmak, imrenmek

  24. epic = destan

  25. epic = destansı (şiir vb)

  26. equal = eşit, adil

  27. equality = eşitlik (= parity, fairness)

  28. equate = eşitlemek

  29. equip = donatmak

  30. equip = donatmak ***equipment = donanım, teçhizat

  31. erode = yıpratmak, aşınmak

  32. erupt = patlamak

  33. establish = kurmak, doğruluğunu kanıtlamak, kabul etttirmek

  34. estimate = tahmini bir şey/rakam söylemek, tahminde bulunmak (= guess)

  35. eternal = kalıcı, ebedi

  36. evaluate = değerlendirmek (= assess)

  37. evaluation = değerlendirme (= assessment)

  38. evidently = açık ve şüphe götürmez bir şekilde, delillere dayanarak (= obviously)

  39. evolve = (1) geliş(tir)mek (= develop) (2) (Biyolojide) evrim geçirmek

  40. evolve = değişmek, evrim geçirmek

  41. exaggerated = abartılı, mübalağalı

  42. excavate = kazı yapmak

  43. exceed = aşmak

  44. excessive = aşırı, abartılı (sayıda, miktarda)

  45. exchange = takas etmek, değiş tokuş etmek (= swap)

  46. exclude = çıkarmak

  47. exclusive to = herkese açık olmayan, özel (otel, tatil yeri vb)

  48. exclusively = sadece, yalnızca

  49. excursion = keşif gezisi

  50. exhibit = sergilemek

  51. exist = var olmak, mevcut hale gelmek

  52. existence = var oluş, mevcut olma

  53. expand = genişlemek, büyümek, nüfuz olarak artmak

  54. expect = ummak, beklemek

  55. expectation = umut, beklenti

  56. expense = masraf

  57. experience = (1) tecrübe (2) tecrübe etmek, yaşamak (3) olay, vukuat

  58. expire = (yiyecek, ilaç vb için) son kullanma tarihi gelmek, miadı dolmak

  59. expire = süresi dolmak

  60. Expiry Date = Son Kullanma Tarihi

  61. explode = patlamak

  62. exploit = patlatmak, sömürmek

  63. explore = keşfetmek,araştırmak

  64. export = ithal etmek

  65. expose = (1) açıklamak, arz etmek (= reveal) (2) (tehlikeye vb) maruz bırakmak

  66. express = (1) ifade etmek, iletmek (2) çabuk, hızlı (= fast)

  67. extend = (1) (tatilin, ödevin vb) süresini uzatmak (= prolong) (2) ekleme yapmak

(eve birkat daha çıkmak veya balkon eklemek gibi) (= make bigger) ***extension

  1. extract = elde etmek, çekip çıkarmak (üzümden sirke elde etmek gibi)

  2. extraordinary = (1) fevkalade, olağanüstü (= exceptional) (2) tuhaf, alışılmadık

  3. fabricate = (1) uydurmak (= make up) (2) (raf vb) monte etmek (= put up)

  4. facilitate = kolaylaştırmak

  5. fade = (1) solmak (2) solgun

  6. failure = başarısızlık

  7. faint = (1) bayılmak (= pass out) (2) solgun (ses, renk vb)

  8. fairly = oldukça (= quite, rather)

  9. falsify = (1) hesaplar üzerinde oynamak (2) sahtekarlık yapmak (= fake)

  10. familiar (with) = aşina, tanıdık

  11. famish = aç kalmak, açlıktan ölmek (= starve)

  12. fare = (otobüs, uçak vb için) fiyat

  13. fatal = ölümcül ***fatally injured = ağır yaralı, ölümcül yarası olan

  14. favourable = olumlu, yapıcı (= positive, constructive) (2) uğurlu (=auspicious)

  15. fearful for = — için korkan/endişelenen

  16. fertilize = (toprağı vb) verimli hale getirmek, verimli kılmak

  17. fetch = gidip getirmek

  18. fiancé = (erkek) nişanlı

  19. fiancée = (kız) nişanlı

  20. field trip = kır gezisi, arazi gezisi

  21. fierce = (1) şiddetli, kıyasıya, çetin (rekabet vb) (2) azgın, azmış (köpek vb)

  22. figure = (1) şekil, figür (2) rakam, sayı (3) figure out = anlamak (= make out)

  23. filthy = (1) pis, kirli (2) dayanıksız, sağlam olmayan

  24. finance = finanse etmek, paraca desteklemek

  25. fine = (1) ince ince/küçük doğranmış (et, patates vb) (2) iyi, güzel (3) para

cezası

  1. firework = havai fişek

  2. fit = (1) sağlıklı, zinde, sıhhati yerinde (= robust, healthy) (2) (bir kıyafetin şıklık

bakımından değil de bedene oturması anlamında) yakışmak (3) sara nöbeti (=

seizure)

  1. flatmate = ev arkadaşı

  2. flattery = birine yağ çekme

  3. flee = kaçmak (= escape)

  4. fleece = koyun postu (yünlü) *** hide = yünsüz post

  5. flight = (1) uçuş (2) uçak (= airplane = aeroplane)

  6. flow = (nehir vb için) akmak *** overflow = taşmak

  7. fluctuate = dalgalanmak, istikrarlı gitmemek, bir artmak bir azalmak

  8. fluctuate = dalgalanmak

  9. focus on = odaklanmak, yoğunlaşmak (= concentrate on, centre on)

  10. fold = (1) katlamak, kıvırmak, bükmek (2) bir şeyin — katı, — misli (twofold,

tenfold = iki katı/misli, on katı/misli)

  1. force = zorlamak

  2. forceful = (1) güçlü, zorlu (2) etkili, ikna edici

  3. forecast = önceden tahmin etmek (= predict)

  4. forge = taklidini yapmak, sahtesini çıkarmak

  5. forgery = sahtekarlık (= counterfeit, fake)

  6. forgery = sahtekarlık, kalpazanlık

  7. former = önceki (iki şeyden bahsederken ilk söylenen kişi veya şey)

  8. formerly = evvelki, önceki

  9. formulate = formülleştirmek, formüle dökmek

  10. forthcoming = yakınlaşmakta olan, gelmekte olan ( Christmas vb.)

  11. fortify = takviye etmek, sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek (= strengthen, enrich)

  12. fracture = kırılmak, çatlamak ( kemik, kolon vb)

  13. frail = zayıf, cılız (= feeble)

  14. frame = çerçeve

  15. freed = serbest kalmış, özgür (= at liberty, at large)

  16. fulfil = (görev, sorumluluk vb) yerine getirmek, icra etmek (= carry out)

  17. fundamental = esas, temel, zorunlu (= essential)

  18. funeral = cenaze töreni

  19. fussy = aşırı titiz (= fastidious, meticulous, diligent)

  20. fuzzy = tüylü

  21. gather = (1) toplamak, bir araya getirmek (2) bir araya gelmek

  22. gender = cinsiyet (= ***)

  23. generate = (1) (ısı, elektrik vb) üretmek (2) (tartışma vb) ortaya atmak

  24. genre (= canr) = tür, çeşit, nevi (= type, sort)

  25. get rid of = başından atmak, defetmek

  26. giant = dev X dwarf

  27. give up = vazgeçmek, bırakmak (= abandon, abort)

  28. glance = göz atmak

  29. gloom = karanlık ***gloomy = üzüntülü, hüzünlü

  30. glorify = yüceltmek, övmek (= praise)

  31. goal = amaç, gaye (= aim)

  32. govern = yönetmek

  33. government = hükümet

  34. grab = kapmak, el koymak (= snatch)

  35. gradually = yavaş yavaş, kademeli olarak

  36. grant = vermek, bahşetmek (burs, bağış vb)

  37. grasp = (1) (bir nesneyi) kavramak (2) (bir konuyu) kavramak, anlamak

  38. graveyard = mezarlık (= cemetery)

  39. groom = damat

  40. grow tired of = — den yorulmak

  41. growl = köpek ve benzeri hayvanların çıkardığı hırlama sesi

  42. guide = rehber, rehberlik etmek

  43. harass = saldırmak, taciz etmek ******ual harassment = cinsel taciz

  44. harbour = (1) liman (2) barındırmak, sağlamak

  45. hardship = zorluk

  46. harshly = (1) sert bir şekilde (2) kabaca

  47. hasten = acele etmek

  48. havoc = hasar, yıkım (= destruction)

  49. hazard = tehlike

  50. hazardous = tehlikeli (= perilous)

  51. hectic = heyecanlı, telaşlı, hareketli (program, ofis vb)

  52. hesitate = duraklama

  53. highly = oldukça, epey (= extremely)

  54. hinder = (1) engel, mani (2) engel olmak, mani olmak

  55. hire = (1) kiralamak (2) işe almak (= employ)

  56. hitchhiker = otostopçu

  57. hollow = oyuk, boşluk (ağaç kovuğu vb) *** hollow promise = boş vaat

  58. hopefully = inşallah (= with any luck)

  59. horrible = korkunç

  60. huge = iri, büyük (= enormous, immense)

  61. humiliate = aşağılamak, rezil etmek, utandırmak (= embarrass)

  62. hunter = avcı

  63. hurricane (hörikeyn) = kasırga

  64. iceberg = buz dağı (= glacier)

  65. identify = teşhis etmek, kimliğini belirlemek, sınıflandırmak

  66. idle = tembel (= lazy, indolent) X (= hardworking)

  67. ignore = görmezden kalmak, kale almamak (= take no notice)

  68. illusion = hayal,hülya, kuruntu

  69. illustrate = örneklemek

  70. imagine = hayal etmek

  71. imitate = taklit etmek

  72. immediate = (1) derhal, acele, çabuk (2) (akraba için) en yakın

  73. immobilize (immmobilayz) = hareketsiz/sabit kılmak

  74. impact = çarpmak

  75. impeach = suçlamak, itham etmek (= accuse)

  76. implement = gerçekleştirmek (realize)

  77. implicate = bulaştırmak

  78. imply = ima etmek

  79. impose = zorla kabul ettirmek, koymak( vergi), yük olmak

  80. imprisonment = hapse atmak (= incarceration)

  81. improve = geliştirmek

  82. inaudible = duyulamaz, işitilemez (ses vb)

  83. incapable of (inkepıbıl) = kabiliyetsiz, yeteneksiz (= unskillful)

  84. incapacitate = yetersiz bırakmak, olanak tanımamak, aciz bırakmak (=

debilitate)

  1. incessant = aralıksız, sürekli

  2. incline = eğmek, eğilimi olmak, fikrini vermek

  3. include = dahil etmek, içermek (= consists of, incorporate) x exclude

  4. incorporate into = dahil etmek (= include, integrate)

  5. incredible = inanılmaz ( = unbelievable)

  6. indicate = göstermek, belirtisi olmak

  7. indifference to = kayıtsız, ilgisiz olmak

  8. induce = -e neden olmak, ikna etmek

  9. inevitable = kaçınılmaz (= inescapable)

  10. infer = anlamak, sonucunu çıkarmak

  11. influence = (1) etki (= impact, effect) (2) etkilemek

  12. influential (influwenşıl) = nüfuzlu, sözü geçer, çevresi geniş (=well-connected)

  13. inherit = mirasa konmak, miras olarak almak (= come into)

  14. inhibit = göz dağı vermek

  15. initially = başlangıçta, ilk etapta (= at first)

  16. initiate (inişiyeyt)= başlatmak (= start, commence)

  17. injure = incitmek

  18. injustice = eşitsizlik, adaletsizlik (= inequality, unfairness)

  19. innovate = yeni bir şey icat etmek, yenilik getirmek (= invent)

  20. innovation = yenilik, yeni bir şey icad etmek

  21. innovative = yenilikçi, icatçı

  22. insatiable (inseyşıbıl) = (1) gözü doymaz, doyumsuz, aç gözlü (2) obur,

pisboğaz

  1. insignificant = (1) ehemmiyetsiz, önemsiz (2) anlamsız, manasız

  2. insist (on) = ısrar etmek (= persist in)

  3. inspect = incelemek

  4. instantaneously = anlık, bir anda olan, aniden (= immediately, instantly)

  5. institute = kurmak

  6. instruct = talimat vermek

  7. insulate (against) = yalıtmak, (soğuğu/sesi vb) kesmek (hırkanın soğuğu

kesmesi gibi)

  1. integrate = bütünleşmek, kaynaşmak

  2. intelligence = (1) zeka, akıl (2) haber ajansı

  3. intention (intenşın) = niyet

  4. intentional = kasıtlı,maksatlı,bilebile (= deliberately)

  5. interaction (with) = etkileşim

  6. interfere = başkasının işine burnunu sokmak

  7. interfere with = karışmak, müdahale etmek

  8. interpretation = yorum, çeviri

  9. interrogate = sorguya çekmek

  10. interview = (1) röportaj, röportaj yapmak (2) mülakat, mülakat yapmak

  11. intimate = (1) samimi (2) tanıdık, aşina (alışılan plaj, trafik manzaraları vb)

  12. introduce = (1) tanıştırmak (2) yeni bir icadı/fikri ortaya atmak

  13. invade = işgal etmek, istila etmek (= attck, occupy)

  14. invaluable = paha biçilmez, çok değerli (= priceless)

  15. invent = icat etmek (= make up)

  16. invest (in) = para yatırımı yapmak

  17. investigate = araştırmak, incelemek (= search, look into)

  18. invoke = dilemek

  19. involve = (1) dahil etmek (2) gerektirmek

  20. involvement = dahil olma, karışma (= association, participation)

  21. irregularity = (1) yolsuzluk, hile (2) düzensizlik

  22. isolate = izole etmek, (iki şeyi vb) birbirinden ayırmak, tecrit etmek

  23. jeopardize (ciopidayz) = tehlikeye atmak (= endanger, imperil)

  24. join = katılmak, iştirak etmek

  25. joint = (1) eklem, mafsal (2) ortaklaşa yapılan (= mutual)

  26. justify = doğrulamak

  27. kennel = köpek kulübesi

  28. keyhole = anahtar deliği

  29. kidnapper = adam/çocuk kaçıran (= abductor)

  30. knock = (1) devirmek (2) (kapı vb) çalmak

  31. knowledge = bilgi

  32. label = etiketlemek

  33. lamb = (1) kuzu (2) kuzu eti

  34. latter = sonraki x former = önceki

  35. lawyer = avukat (= solicitor)

  36. leak = (1) (su, yağ vb) sızmak (2) (bilgi, gizli sırlar vb) medyaya sızmak

  37. legend = efsane (= myth)

  38. legislate = yasamak

  39. leisure = boş vakit

  40. lessen = azaltmak (= diminish)

  41. levy = zorla toplama (haraç)

  42. Likewise = Buna benzer şekilde, Aynen bunun gibi (= Similarly)

  43. listless = yorgun, bitkin (= exhausted)

  44. literacy = okur yazarlık

  45. litter = çöp (= trash, garbage, rubbish)

  46. loathe = nefret etmek (= abhor, hate)

  47. locate = yerleştirmek

  48. location = mevki, yer

  49. loose = gevşek, sıkıca bağlanmamış, gevşemiş X tight

  50. lovely = sevecen, sevimli

  51. luggage (lagiç) = bagaj

  52. magical (mecikıl) = sihirli

  53. mainstream = pek çok kişi tarafından kabul gören inanış veya düşünce

  54. maintain = korumak

  55. make a decision = karar vermek

  56. manage = (1) başarmak, üstesinden gelmek (2) yönetmek, idare etmek

  57. management = yönetim idare

  58. manipulate = elinde oynatmak

  59. manner = davranış, tutum (= attitude)

  60. manufacture = fabrikada üretmek

  61. march = ilerleme, ilerleyiş, marşla yürümek

  62. massacre (messekı=r) = soykırım, katliam (= genocide)

  63. master = (1) efendi, sahip (2) hakim olmak, bir şeyi detaylarıyla bilmek (=

govern)

  1. masterpiece = şaheser, baş yapıt

  2. mature (maçu=) = olgun

  3. meadow = çayır, otlak, mera (= pasture)

  4. meander = (1) dolambaçlı yol (2) avare avare dolaşmak

  5. measure (mejı=r) = (1) ölçü, ölçmek (2) tedbir, önlem (= precaution)

  6. mediate between = arabuluculuk etmek, arasını bulmak

  7. meet = (1) (ihtiyaç, talep vb) karşılamak (2) tanışmak (3) (bir yolcuyu)karşılamak

  8. memorial = anıt

  9. memory = hafıza

  10. merge = birleşmek, bir araya gelmek ( iki şirketin birleşmesi vb)

  11. migrate = göçmek

  12. minor = (1) az (2) önemsiz, küçük *** minority= azınlık

  13. miraculously = mucize eseri

  14. misbehave = terbiyesizlik yapmak, kötü davranışlar sergilemek

  15. mischief = yaramazlık, haşarılık (= misbehaviour)

  16. misunderstanding = yanlış anlaşılma (= misconception)

  17. mix up = aklını karıştırmak,karıştırmak

  18. mock at = dalga geçmek, alay etmek (= tease, make fun of)

  19. modify = değiştirmek (= change)

  20. mood = ruh hali, moral ***in a bad mood = morali bozuk olmak

  21. mourning = yas, keder (= lamentation) ***mournful = yaslı, yas tutan

  22. move = (1) hareket etmek, taşımak (2) (bir yerden bir başka yere) taşınmak

  23. movement = (1) hareket (2) (edebiyatta vb) akım

  24. multinational = çok uluslu

  25. municipality = belediye

  26. murder = (1) öldürmek, cinayet işlemek (= kill) (2) cinayet

  27. mystery = gizem, sır (= enigma)

  28. narrowly = kıl payı (= She narrowly escaped death yesterday.)

  29. native to = yöreye has/özgü

  30. neglect = ihmal etmek (= ignore)

  31. nervous = gergin (sınav öncesi vb..) *** nervous attack = sinir krizi

  32. neutrality (nötraliti) = tarafsızlık (= impartiality)

  33. notice = (1) ilan (2) fark etmek

  34. obese = şişman, obez

  35. obey = uymak, itaat etmek ( kurallara vb)

  36. objection = itiraz

  37. obligation = zorunluluk, mecburiyet

  38. obscure = (1) silik (2) anlaşılmaz hale getirmek, karışık hale getirmek (=

confuse)

  1. observe = gözlemlemek

  2. obsolete = modası geçmiş, eskide kalmış

  3. obtain = elde etmek (= gain, attain)

  4. occasion = (1) özel olay, önemli gün (2) durum, hal

  5. occasional = ara sıra, nadiren (= infrequent)

  6. occupy = (1) (ülke/şehir vb) işgal etmek (2) bir mekanı doldurmak, yerleşmek

  7. occur= meydana gelmek

  8. occurrence = vukuat, olay

  9. odd = (1) tuhaf (=strange, weird *(wiyırd) (2) odd numbers = tek sayılar (1,3,5 ..)

  10. Oddly enough! = Ne tuhaftır ki …!

  11. odour = koku ***odourless = kokusuz X (aromatic = hoş kokulu)

  12. offend = (1) gücendirmek, kırmak (2) (hafif) suç işlemek

  13. offer = (1) teklif, teklif etmek (2) (imkan, fırsat vb) sağlamak, sunmak

  14. officially = resmen, resmi olarak

  15. opportunity = fırsat *** opportunist = fırsatçı

  16. opposition = karşıtlık, muhalefet,zıtlık

  17. oppress = zulmetmek (= persecute)

  18. ordinary = sıradan, alışılagelmiş (= commonplace, mundane, average)

  19. originally = ilk başta, ilk önceleri (= initially, at first)

  20. ornament = (1) süs, süs eşyası (2) süslemek

  21. orphan = yetim bırakmak

  22. outcrop = yeryüzüne çıkmış katman

  23. outcry = feryat figan, çığlık

  24. outdo = birini geride bırakmak, sollamak, ekarte etmek (= surpass)

  25. outing = gezi, gezinti

  26. outlet = (sadece bir çeşit ürün veya sadece bir firmanın ürününü satan) şube

  27. overlap = üstüste binmek

  28. overlook = (1) göz ardı etmek, görmezden gelmek (= ignore) (2) (bir evin denize

bakması, bir ofisin otoparka bakması gibi) — e bakmak

  1. overtake = (arabasıyla bir başka arabayı) sollamak

  2. overtake = sollamak, bastırmak

  3. partially = kısmen

  4. participate in = katılmak, iştirak etmek (= take part in, join, attend)

  5. participation = iştirak, katılım ***participatory = katılımcı

  6. particular (pıtik=ulır) = özel, önemli *** in particular = özellikle

  7. particularly = özellikle

  8. passenger = toplu taşıt yolcusu

  9. passionately = ihtirasla, tutkuyla

  10. patiently = sabırla, sabırlı bir şekilde (= uncomplainingly)

  11. pavement = kaldırım (= side-walk)

  12. peace and quiet = huzur ve sükunet

  13. peak = doruk, zirve *** at peak = zirvede, dorukta

  14. peculiar = tuhaf, acayip (= odd, weird, strange)

  15. pedestrian = yaya

  16. penalize = ceza vermek, cezalandırmak (= punish)

  17. perceive = algılamak

  18. permission = izin, müsaade

  19. persevering = sebatkar, gayretli

  20. persist = ısrar etmek, sürüp gitmek

  21. persuade = ikna etmek

  22. pessimism = kötümserlik ***pessimist = kötümser ***optimist = iyimser

  23. pet = ev hayvanı

  24. pioneer = öncü, yol açan, öncülük eden (= forerunner)

  25. placement = yerleştirme

  26. plague (pleyg) = (1) veba (2) öldürücü salgın hastalık (3) (bela vb) musallat

olmak

  1. plain = (1) düz, sade (2) ova, düzlük

  2. plead = yalvarmak , rica etmek

  3. please = (1) memnun etmek, tatmin etmek (= satisfy) (2) Lütfen!

  4. pledge (plec) = ciddi bir söz vermek, ciddi bir vaat

  5. poem = şiir ***poetry = şiir

  6. point = (1) anlam, mana ***pointless = anlamsız (2) (zamanda/mekanda

vb)nokta

  1. policy = tutum, kural, prensip, ilke

  2. polio = çocuk felci

  3. pose = ortaya çıkarmak, poz vermek

  4. possess = sahip olmak, etkilemek

  5. possession = eşya, mal mülk

  6. post = (1) vazife, görev, iş (2) posta

  7. postpone = ertelemek (= put off)

  8. practically = 1-hemen hemen 2-uygun olarak, pratik olarak

  9. praise = övmek (= glorify, compliment)

  10. precede = – den önce gelmek

  11. predict = tahminde bulunmak

  12. predictable = tahmin edilebilir, sağı solu belli

  13. prejudice = ön yargı (= bias)

  14. present = (1) sunmak, tanıtmak (2) mevcut, var olan (= existing)

  15. preserve = korumak, muhafaza etmek

  16. pressure = baskı, basınç ***under pressure = baskı altında

  17. prevent = engel olmak, mani olmak

  18. previously = önceden, eskiden (= formerly)

  19. prior (to) = — den önce, — den evvel

  20. prison = hapishane (= jail)

  21. probability = olasılık

  22. process = (bir malzemeyi) işlemek

  23. progress = ilerlemek ***in progress = devam eden, ilerlemekte olan

  24. promote = (1) terfi etmek, makamını yükseltmek (2) reklam yapmak

  25. prompt = çabuk, ivedi, acele, vakit geçirmeden (= punctual, immediate)

  26. promptly = derhal, hemen

  27. proofread = bir metni inceleyip üzerindeki yanlışları düzeltmek

  28. properly = adam akıllı

——————————————————————————–

  1. property = mal, mülk

  2. proportion = oran ***in proportion to = —e oranla

  3. protection against = koruma

  4. provoke = kışkırtmak, tahrik etmek

  5. publish = (kitap, kaset vb) yayımlamak

  6. purchase (pö=çıs) = (1) satın almak (2) satın alınan eşya

  7. purchase = satın almak (= buy)

  8. purpose = amaç, gaye

  9. pursue = takip etmek (= follow, chase) ***in pursuit of = —nın peşinde

  10. push = itmek X pull = çekmek

  11. put forth = öne sürmek, ortaya atmak (= put forward, bring up)

  12. queue = sıra, kuyruk

  13. race = (1) ırk (2) yarış

  14. racism = ırkçılık, milliyetçilik (= nationalism)

  15. raid = yasadışı işlere yapılan baskın (= seizure)

  16. raise = (1) artırmak, yükseltmek, kaldırmak (su seviyesini, maaşları vb) (2)

(hayvan/insan) yetiştirmek, büyütmek (3)(sorun, konu, fikir vb)ortaya atmak

  1. rate = oran, hız

  2. receive = almak, kabul etmek

  3. reckless = = dikkatsiz, pervasız (= irresponsible, thoughtless)

  4. recklessly = dikkatsizce, pervasızca (= irresponsibly, thoughtlessly)

  5. recognize = (daha önce gördüğü birini veya bir şeyi gördüğünde) tanımak

  6. recommendation = tavsiye, öneri

  7. referee = hakem (= arbitrator)

  8. refreshing = canlandırıcı, serinletici (aperatif yiyecek, temiz hava vb)

  9. refugee = mülteci

  10. refund = parayı iade etmek

  11. regard = (1) saygı (= respect) (2) göz önünde bulundurmak

  12. regional = bölgesel

  13. register = (1) sicil,kütük (2) kaydetmek

  14. regret = (1) pişmanlık (2) üzüntü

  15. regretful = pişman, üzgün (= remorseful)

  16. regrettable = üzücü, üzüntü/keder/esef verici

  17. regularly = düzenli bir şekilde *** on a regular basis = düzenli bir şekilde

  18. rehearse (rihörs) = prova yapmak ***rehearsal = prova

  19. reject = red etmek (= turn down)

  20. rejection = ret, kabul etmeme (= refusal)

  21. relate = (1) rivayet etmek, anlatmak, aktarmak (2) ilişkili/alakalı olmak

  22. release = serbest bırakmak,salmak (= let out)

  23. relentless = (1) merhametsiz (2) amansız, hummalı, aralıksız devam eden

  24. relief = rahatlama, ferahlama ***relief work = afet kurtarma ekibi

  25. relocate = yerini değiştirmek, yerinden etmek (= displace)

  26. reluctant (rilaktınt) = isteksiz (= unwilling)

  27. remain = kalıntı

  28. remark = (1) söylemek, belirtmek (2) düşünce, fikir

  29. remembrance = anma, hatırlama, yad etme (= commemoration)

  30. reminiscent of = andıran, hatırlatan, anımsatan (= suggestive of)

  31. remote = (1) uzak, ırak (2) ıssız, ücra ***remote control = uzaktan kumanda

  32. removal = (1) (leke vb şeylerin) çıkarılması, sökülmesi (2) (evin vb) taşınması

  33. remove = (1) (leke vb) çıkarmak, temizlemek (2) sökmek

  34. repeatedly = defalarca, tekrar tekrar (= continually, constantly)

  35. repetitive = monoton, sıkıcı

  36. replace (with) = (1) eski yerine koymak (2) — ile değiştirmek

  37. replica = aslına çok benzeyen kopya

  38. request = rica etmek

  39. require = gerektirmek (= necessitate)

  40. requirement = ihtiyaç, gereksinim

  41. resentful = alıngan, darılmış

  42. reside = ikamet etmek, yerleşmek

  43. resident = bir yerde ikamet eden, halk (apartman, mahalle sakini vb)

  44. resign from = — den istifa etmek ***resignation = istifa

  45. resolve = (1) çözmek (= sort out) (2) karar vermek

  46. resort = (1) son çare olarak bir şeye başvurmak (2) tatil yeri/beldesi

  47. response = karşılık, cevap

  48. restlessness = huzursuzluk, içinin rahat olmaması X calmness

  49. result = sonuç (= outcome)

  50. reveal = açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak (= disclose, display)

  51. revenge = intikam, intikam almak *** take revenge on = intikam almak

  52. revolve = (1) dönmek (2) döndürmek, çevirmek

  53. reward = (1) ödül (2) ödüllendirmek *** rewarding = tatmin edici (iş vb)

  54. ride = (at, bisiklet vb) binmek

  55. rightfully = haklı olarak, haklı yere X wantonly = durduk yere, sebepsiz yere

  56. rise = ortaya çıkmak, artmak, yükselmek

  57. rob somebody of something = birini soymak ***robbery = soygun

  58. robust (rıbast) = turp gibi, sapasağlam

  59. rough (raf) = (1) kaba pürüzlü (zemin, yüzey vb) (2) nazik olmayan, sakar bir

şekilde (3) (deniz/okyanus için) dalgalı, fırtınalı

  1. rubble = enkaz, yığın (= wreckage)

  2. sacrifice = adamak, kurban adamak

  3. salute = selamlamak (= greet)

  4. satisfaction = tatmin, memnuniyet

  5. savage = vahşi

  6. scald = kaynar suyla yakmak/haşlamak (el, kol vb)

  7. scalp = kafa derisini yüzmek

  8. scarce = seyrek, az

  9. scarcely = hemen hemen hiç (= barely, hardly)

  10. scatter = saçmak, serpmek

  11. sceptical = şüpheci (= cynical)

  12. scratch = (1) kazımak, tahriş etmek (2) tırmalamak

  13. sculpture = heykel ***sculptor = heykeltırtaş

  14. seam = (1) kıyafetlerin dikiş yerleri (2) (yara için) dikiş yeri

  15. seasonal = mevsimine uygun

  16. secure = güvenli, emniyetli (= safe)

  17. sedate = (1) sakinleştirmek, yatıştırmak (2) sakin, soğukkanlı (= composed)

  18. seed = tohum

  19. seize = (1) baskınla ele geçirmek (= raid) (2) (birinin kolunu vb) kavramak

  20. sense = (1) duygu **sensitive = hassas, duygusal (2) mantık **sensible

=mantıklı

  1. sentence = (1) birini hapse/cezaya mahkum etmek (2) cümle

  2. sentimental = duygusal (= emotional)

  3. session = toplantının her bir oturumu

  4. sewage = lağım, kanalizasyon

  5. shade = (1) gölgelik (2) renk tonu

  6. shortcoming = kusur, eksik, noksan

  7. shorten = kısaltmak

  8. show off = hava atmak

  9. shuffle = karıştırmak ( iskambil kağıtlarını); ayak sürüyerek yürüme

  10. sigh = iç çekmek *** a sigh of relief = derin/rahat bir nefes

  11. significant = (1) önemli, kayda değer (2) manalı, anlamlı

  12. silent = sessiz, sakin

  13. simply = (1) basit bir şekilde (2) sadece, yalnızca (= only, solely, merely)

  14. simulate = taklit etmek *** simulation = taklit

  15. sink = (1) batmak (2) lavabo, musluk taşı

  16. situate = konuşlandırmak, yerleşmek, yerleştirmek (= locate)

  17. size = (1) (insan için) kıyafet bedeni (2) ebat, boyut

  18. skill = beceri, yeti, istidat (= talent, ability)

  19. slaughter = (1) kurban etmek, kesmek (2) öldürmek, cinayet işlemek (= murder)

  20. slavery = kölelik

  21. sleeve = gömlek, gömlek kolu *** buy on the sleeve = veresiye satın almak

  22. slight = hafif, az

  23. slip = kaymak *** slip of the tongue = dil sürçmesi

  24. smash = (cam, kapı vb) paramparça etmek, kırıp parçalamak

  25. smother (smadır) = (1) (yastık vb ile) boğmak (2) üzerini örtmek, kamufle etmek

  26. snap = (fotoğrafçılıkta) poz

  27. soap = sabun ****soap opera = pembe dizi

  28. sociable = sıcak kanlı, insanlarla çabuk kaynaşan

  29. solely = yalnızca, sadece

  30. soothing = yatıştırıcı (= comforting, calming)

  31. spectacular = görkemli, harikulade

  32. spectacular = görkemli, muhteşem (= impressive, stunning)

  33. spend = harcamak ( para vb)

  34. spillage = (yere vb) dökülen şey, döküntü (su vb)

  35. spin = (1) fırıl fırıl dönmek (2) (ip için) eğirmek

  36. spine = omurga, belkemiği

  37. spiritual = manevi, ruhani

  38. spoiled = şımarık (= mischievous (=misçivıs)

  39. spouse = eş (karı veya koca)

  40. spread = yaymak, yayılmak ***widespread = geniş çaplı, yaygın

  41. spring = (1) bahar mevsimi (2) su kaynağı

  42. stability = istikrar, denge

  43. staff = personel

  44. stage = (1) sahne (tiyatro) (2) aşama, merhale

  45. stage = sahne, derece

  46. startle = (1) korkutmak, ürkütmek (2) şaşırtmak, affalatmak

  47. statement = (1) söz, ifade (2) demeç *** give statement = ifade vermek

  48. statue (steyçu) = heykel

  49. steadily = sabit bir şekilde, istikrarla (= constantly)

  50. steal = çalmak, hırsızlık yapmak

  51. stealthily (steltili) = hırsız gibi, sinsi bir şekilde (= sneakily (snikili)

  52. stem = ağaç gövdesi *** stem from = — den kaynaklanmak

  53. stimulate = (1) teşvik etmek, motive etmek (= encourage) (2) (beyni) uyarmak

  54. stir = (1) karışıklık, kargaşa (2) karıştırmak ( çorba vb) ***Stir up = Kızıştırmak

  55. store = depo, depolamak

  56. storm = fırtına ***blizzard = kar fırtınası

  57. stranger = yabancı, ecnebi

  58. stray = (1) başıboş aylak kimse (2) sokakta yaşayan kedi, köpek vb

  59. stress = (1) buhran, bunalım, stres (2) vurgulamak (= emphasize)

  60. stretch = (1) uzamak, uzanmak (2) germek

  61. strike = (1) grev *** on strike = grevde (2) darbe, vuruş

  62. stroll = ağır ağır dolaşmak (= go for a stroll = dolaşmaya çıkmak)

  63. subject to = (1) (ölüme, yalnız kalmaya vb) maruz kalmış (2) olası, muhtemel

  64. substantial = çok önemli, önemli ölçüde

  65. sue = dava açmak

  66. sufficiently = yeterli miktarda

  67. suffrage = oy kullanma hakkı

  68. suggestion = öneri, tavsiye

  69. suggestive of = manalı, imalı, insanın aklına bir şey getiren

  70. suit = yakışmak (kıyafetin vb.)

  71. supply = (1) tedarik etmek,sağlamak (2) kaynak *** supply of water= su kaynağı

  72. support = desteklemek

  73. supportive = (1) destek veren, anlayış gösteren (2) yardımsever, şefkatli

  74. suppress = (duygularını, bağışıklık sistemini vb) baskılamak

  75. surpass = üstün olmak, geride bırakmak, üstün olmak

  76. surrender = teslim olmak X surround

  77. suspend = askıda , muallakta bırakmak, okuldan uzaklaştırma

  78. suspicion = şüphe

  79. symptom = semptom, belirti (hastalık vb için)

  80. take off = (1) havalanmak (2) taklit emek

  81. take on = (sorumluluk vb) üstlenmek

  82. tame = evcil hayvan (= docile, domesticated)

  83. tapestry = duvar halısı

  84. tasteful = (1) zevkli, zevkine düşkün kişi (2) zevkle yapılan/hazırlanan (desen

vb)

  1. tasty = lezzetli

  2. temple (tempıl) = tapınak, mabet (= shrine, sanctuary)

  3. tenderness = şefkat, merhamet, anlayış (= affection)

  4. terminal = (1) ölümcül (hastalık) (= perishing) (2) uçta/sonda bulunan, son, nihai

  5. terminate = (1) (sözleşme, kontrat vb) sonlandırmak, bitirmek (2) yok etmek

  6. territory = bölge, arazi

  7. the rest of… = — nın geri kalanı

  8. thoughtless = düşüncesiz, patavatsız, kaba (= tactless, rude)

  9. throughout = boyunca

  10. throw = atmak, fırlatmak

  11. throw out = (çöp vb) dışarı atmak

  12. thunderstorm = yıldırımlı fırtına

  13. tomb = mezar, kabir, türbe (= grave)

  14. tough = (1) sert, katı, dayanıklı madde (2) (yiyecek vb) çiğnenmez, iyi pişmemiş

(3) (insan için) çetin, dayanıklı, çok hayat tecrübesiyle yoğrulmuş

  1. trace = iz, izini sürmek

  2. trade = (1) ticaret yapmak, alım satım yapmak (2) ticaret

  3. traditional = geleneksel

  4. trail = iz, patika

  5. train = (1) eğitmek, eğitim görmek (= educate) (2) idman/antrenman yapmak

(3)stajyerlik/çıraklık yapmak

  1. transmit =(1) göndermek, iletmek (mesaj vb) (2) (hastalık vb) bulaştırmak

  2. trash = çöp (= garbage)

  3. treasure (trejı= )= hazine

  4. treat = (1) tedavi etmek *** treatment = tedavi (2) davranmak

  5. trick = hile, tuzak, çeldirme ***play a trick on = kandırmak, kötü şaka yapmak

  6. trim = (1) (ağaç) budamak (2) (saç) kırpmak, kesmek

  7. tripe = işkembe

  8. truthful about = (1) sadece doğruyu söyleyen (2) gerçeklere uygun, doğru (söz)

  9. turn in = (1) (yetkili kişiye) teslim etmek (2) uyumaya gitmek

  10. unattended = sahipsiz, sahibi ortada gözükmeyen (eşya, çocuk vb)

  11. unbearable = katlanılmaz, dayanılmaz (baskı, sıcaklık, soğuk vb) (=intolerable)

  12. uncultured = kültürsüz, tahsilsiz, cahil (= uncultivated, boorish, unsophisticated)

  13. undermine = zayıflatmak, baltalamak, temelini çürütmek (= weaken)

  14. undertake = (zor ve üzün sürebilecek bir işi) üstlenmek, sorumluluğunu almak

  15. undertake = üstlenmek (= take on)

  16. unfortunate = talihsiz, şansız (= unlucky)

  17. unlimited = sınırsız (= unrestricted)

  18. unreliable = güvenilmez

  19. untimely = vakitsiz, yersiz, olmadık zamanda (= at an awkward time)

  20. unusual = sıra dışı, alışılmamış (= extraordinary, exceptional)

  21. unwind = (1) (özellikle işten sonra) rahatlamak, dinlenmek (2)

düğüm/sargıçözmek

  1. upgrade = (bilgisayar gibi makineleri) güncellemek, modelini yenilemek

  2. urgent = acil (= pressing)

  3. vacation = tatil

  4. vague (veyg) = (1) belirsiz, üstü kapalı (2) net hatırlanamayan şey X vivid

  5. valley = vadi

  6. vanish = 1- ortadan kaybolmak 2-yok olmak

  7. variety = değişiklik, çeşitlilik

  8. vast = büyük, engin, muazzam (= immense, tremendous, huge)

  9. vet = veteriner

  10. vigorously = gayretle (= diligently)

  11. violate (vayoleyt) = (kural, kanun, hak vb) ihlal etmek, çiğnemek (= abuse)

  12. violent = şiddetli, şiddet içerikli

  13. virtually = hemen hemen, neredeyse (= practically, nearly, almost)

  14. vocation = meslek

  15. volunteer = gönüllü, ücret almadan yardım eden

  16. vote for/against = (1) oy (2) oy vermek

  17. voyage = deniz yolculuğu

  18. wantonly = (1) durduk yere, sebepsiz yere (2) ahlaksızca, şehvetle

  19. wear = takınmak( gözlük, kolye, kıyafet),giymek

  20. weep = ağlamak, sızlamak (= cry, sob)

  21. whirl = (1) hızla dönmek (2) girdap

  22. wholly = tamamen, tümüyle, bütünüyle (= entirely)

  23. widely = geniş çapta, oldukça

  24. widow = kadın dul ***widower = erkek dul

  25. withdraw from = (1) (savaştan,seçimlerden vb) geri çekilmek (= pull out of) (2)

(bankadan, hesaptan vb) para çekmek

  1. withdrawn = içine kapanık (= reserved, inhibited)

  2. witness = (1) şahit olmak (2) tanık, şahit, görgü tanığı

  3. worthless = değersiz (= valueless)

  4. yard = avlu, bahçe

  5. yield = (1) ürün meyve vermek (2) ürün kazanç

  6. zip = fermuar

Reklam Alanı 5

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

YDS Sınavı 2017 Sonbahar Dönemi
17 Eylül 2017 Pazar

Üye OlŞifremi Unuttum

Popüler Yazılar
YDS Önemli Linkler